Sonsuzluk ve Bir Gün
Charles Baudelaire' in Kötülük Çiçekleri kitabını çeviren Sait Maden, önsözde şu sözü Yahya Kemal' e atfediyor: "Şiir mukadder kelimeyi bekler".
Bu fikre katılırım ve şiirin bir arayış olduğunu düşünürüm. Angelopoulos' un "Sonsuzluk ve Bir gün" adlı filmini tekrar izlemem de bu yüzden. Filmin baş karakteri Alexander, Yunanlı Şair Solomos' un yarım kalan Özgür Tutsak adlı şiirine yeni sözcükler arayan bir şair. Kayıp sözcükleri arıyor.(Ya Maksim Gorki' nin Kelime Avcısına ne demeli? Bu mevzu belki buraya eklenecek belki de ayrı bir yazının konusu olacak.) Bu yolculuğunda bir göçmen çocukla karşılaşıyor. Gençliği ve evliliği arasında gidip gelirken anları yeniden yaşıyor. Bu hikayeyi bütünleyen filmin müzikleri için yönetmen, Eleni Karaindrou' yla işbirliği yapmış ve ortaya dev bir şiir çıkmış. Şiir arayış dendi ya bu film de arayışın şiiri oluyor.
Ana karakter Alexander bizce sonlanmayan arayışında 3 sözcüğe ulaşıyor. Birincisi korfulamu: bir çiçeğin kalbi. Bir diğeri xenitis, yani yabancı, ve son sözcük geliyor, argadini; çok geç... Solomosun şiiri ne aşamada bilmiyoruz. Sadece üç sözcük bir şiiri bırakın bir dizeyi dahi doldurmaya yetmiyor. O yüzden çoğu zaman, zamansız bir şiir için bir yabancının peşinden gidiliyor.
Filmde anlık da olsa arayışın anlamını bulduğu sahneler var. Bunlardan birini aktarayım. Sahne açılıyor. Anımsanan, rüzgarda dalgalanan uzun yazlık kıyafetler. Bir kutlama günü. Katılanlar arasındaki muhabbet bir resmi işlem gibi sözcüklerin teatisi şeklinde sürdürülüyor. Fısıldaşmalar. Çalan müzikten olsa gerek, bazı sözcükler iletilmeden orta yerde kalıyor. Olsun önemseyen yok. Şarkılar söyleniyor ve köpüklü şaraplar da bu anlara eşlik ediyor. Lost in Translation filmini izleyenler anımsar. O filmin son sahnesi de böyledir. Benzeri yaşanıyor, belki Proust böyle ima etmedi ama benim için bu sahne "yakalanan zaman"dır. Bizim filmimizde ana karakter Alexander Anna' nın kulağına eğilip fısıldıyor :
''Biliyorum bir gün gideceksin. Gözlerinde uzak rüzgarlar esiyor. Ama bugün.. Bu günü bana ver. Sanki son günmüş gibi." Şiir, yakalanan sözcükler ve nihayet yakalanan zaman.
Bahsettiğimiz sahne tam anlattığım şekilde olmayabilir yani gerçeği yeniden kurguluyor olabilirim. Birazcık hakikate aykırı birşeyler söylemek, hadi kurgunun kurgusunu yapmak günah da sayılmaz. Varsın olsun. Öyle ya eserden çıkaracağımız anlamda eser sahibinin rızasını alacak değiliz.
"Şiir varsa bunun sebebi sözcüklerin sessiz kalan yanlarını duymak istekliğimizdendir" der Bonnefoy. İşte böylece ben de , arayışın şiirindeki sözcüklerden başkaca şeyler de duydum, bir süredir içimde taşıdığım bu şeyleri bir kez olsun dile getirmek ihtiyacı hissettim ve bu yazıyı yazdım.*
* Bu kitapta, çocukluktan beri içimde taşıdığım Almanya'yı ve Almanlık ruhunu bir kez olsun dile getirmek ve onlara duyduğum sevgiyi itiraf etmek istedim - bugün, 'Alman' olan her şeyden nefret ediyorum çünkü.
- Hermann Hesse, YKY, Narziss ve Goldmund arka kapak yazısından
Yorumlar
Yorum Gönder