Stalker
Yaşamın sınırlarını genişletmek, ruhun sınırlarını esnetmek ve biraz da teknik bir tabirle görüş hattının ötesine (B-LOS) geçmek için bir yolculuğa çıktım. Tarkovski' den ilhamla bir iz sürücü oldum. İnsan yola çıkarken yanında ne götürür? "Biraz Tuz, Biraz Ekmek ve kullanışlı kelimeler" (Şeyhmus Ay, Uyarı Levhası şiirinden - Yedi Mavi Renk). Bundan başka birkaç söz öbeğinin de işime yaracağını umuyordum. Söz gelimi; Goethe' nin Faust adlı eserindeki şu söz gibi "Duygu herşeydir isim ise anlamsız bir gürültü, gök ışığını sislendiren bir duman". ya da Proust' un dev eserinde sarf ettiği bitimsiz şu tümce gibi ; " Hiç şüphesiz ki isimler keyfi ressamlardır; bize insanların ve ülkelerin o kadar kendilerine benzemeyen taslaklarını çizerler ki çoğu kez karşımızda hayal edilmiş dünya yerine görünür dünyayı bulduğumuzda donar kalırız "
Yola çıktığımda ilk öğrendiğim şeylerden biri yolun doğrusal olmadığı oldu. Sonra galiba yol nerede başlıyor nerede bitiyor bunu da pek bilmiyoruz, ya da yolun belirli bir şekli var mıdır bunu. Yol, belki de Yılmaz Erdoğan' ın dediği gibi "bir yere gitmez, bir durma biçimidir." Bu yol "yalnızca kaçıklar için" de değildi. Yolun niteliklerine değinmişken; sanatta olduğu gibi insanın bu yolunun da "bilinmezlik, belirsizlik ve şüphecilikle" (Jonah Lehrer - Proust Bir Sinirbilimciydi) malul olduğunu ifade etmek isterim.
Bu düşüncelerle, kısıtlanmayan ve iştahımı kabartan bu gri alanın varlığına, keşfetmenin ve yaratmanın hazzına rağmen bazen içimi kesinliğe çıplak gerçekliğe olan tutku kaplar ve “bilgin"e düşenin (benden başkaca biri) yalnızca gerçeği (YN: çıplak gerçeği) aramak değil aynı zamanda onu ifşa etmekle yükümlü olduğunu söyleyen Oppenheimer' a hak vermeden edemem.
Böyle çıkılan bir yolda zaten nereye varacağını kestirmek de zor. Hermann Hesse romanlarındaki ana karakter gibi kahraman kendini, murat edilenden bambaşka bir yerde bulabilir.
Tabi yola çıkarken heybeme aldığım, pek ilgilenmeme rağmen tavsiye üzerine okuduğum Amerikan Edebiyatından Saul Below' un Herzog adlı eserinden bir söz daha var o da şu:
" Yaşamanın yolu bu mu acaba? diye düşündü Herzog. Yeterince sorun yaşamış acı çekme konusunda borcunu ödemiş ve böylece başkalarının ne düşünüğünü umursamama hakkı mı elde etmişti ?"
Yol uzundu ve kestirmek de zordu evet, ve fakat belki de en baştan sarıldığım bu pasajdan saparak kendimi bambaşka bir yerde bulduğumu söylemeliyim. Bu pasajın vazettiği tanrının buyruğu değildi elbette. Fakat beni kollektif bir mücadeleye girişmekten menediyordu ve bu sefer (ikinci yaşamımda) yaşamın ve ruhun sınırları ancak bireysel bir çabayla genişletilebileceğini öğütlüyordu; insan özüne böyle ulaşabilirdi. Oysa ben yola çıktıktan sonra bu öze yabancılaştım ve böylelikle ulaşmış olduğum ZONA yani BÖLGE beni hayal kırıklığına uğrattı.
Öyleyse ne yapmalı? İşte yukarıda Andrei Tarkovski' ye başvurmuşken bitirişi de yine onun başka filminden, Nostalgia' daki şu tiradla yapmalıyım.
" / ... Bir zamanlar olduğumuz yere dönmeliyiz...
Yanlış tarafa döndüğümüz noktaya.
Hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz.
Suları kirletmeden. ... /"
Adesso musica !
---
üzgünüm bu kadar atıf olmadan yol alamıyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder