Özgürlük Üzerine- I
Dünyaya kendi gözlerinle bakmak…
Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak…
Bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak…
Ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek,
İsteyince Ay’a bile gidebilmek.
Başarıyı alnının teriyle elde edebilmek.
Cyrano de Bergerac Oyunundan- Edmond Rostand
Herhangi bir gün gibi o gün de izbandan inip evimin yolunu tuttum. Onca insan arasından bekçiler beni seçip seslendi. Kimlik sorup vatandaşlık numaramı istediler. Kendilerine bunu niçin yaptıklarını sordum. Yani neden ben? Beni bu denli özel kılan neydi bilmek istiyordum. Çoğu avukat gibi ben de durdurma ve kimlik sorma uygulamalarında şüpheli olup olmadığımı, kolluğun beni durdurmakta makul bir sebebi olup olmadığını söz gelimi elinde bir kitap ya da uzun pardesü ya da esmer kıvırcık saçlı yahut ne bileyim böyle bir eşgali arayıp aramadıklarını merak ederim. O gün de bu neviden tartışmalar olurken bir klişenin gereği olarak kimlik sorulmasını takiben önce kolluktan kimlik talep ettim sonra avukatlık kimliğimi gösterdim ve tartışmayı yeni bir boyuta taşıdım.
Bu hikayede yapıcı olmak, zorluk çıkarmamak, bir an önce kimliği gösterip gitmek de seçenekler arasındaydı. Tabii yaptığımın bir gıcıklık vesilesi olmadığını söyleyebilirim. Yaptığım tek şey, güç bela kazanılmış hürriyetimi muhafaza gayretinden başka bir şey değildi. Zira gerçekten, keyfiyetten hoşlanmadığım gibi her ne sebeple olursa olsun buyruk altına girmeyi de kendime zul görüyorum.
Anlattığım hissiyatla bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Tabii bu yazı diğer yazılarımda da olduğu gibi akademik bir kaygıyla kaleme alınmıyor. Bunun yanında her ne kadar başlığı Özgürlük Üzerine olsa da adaşı John Stuart Mill' in eseri( On Lİberty)ndeki gibi hukuk düzeni içerisindeki özgürlük kavramını ele almıyor; okuyucuya daha çok bireysel bir mücadeleden bahsediyor.
Özgürlüğün Tanımı
Fakültede 2. sınıfta aldığımız genel devlet teorisi dersinde hoca bizi konuyu desteklemek için verdiği makalelerden de sorumlu tutuyordu. Bahsedeceğim makalenin ne başlığını hatırlıyorum ne de yazarını. Fakat giriş cümlesini hiç unutmayacağım:
Size pornonun tanımını veremem ama neyin porno olduğunu söyleyebilirim.
Özgürlük üzerine de size söyleyebileceğim budur. Yani bir çeşit mahpusluğu yahut adı konulmamış bir esareti deneyimlemiş birisi olarak size bir özgürlük tanımı veremesem de neyin özgürlük olduğunu ya da neyin mutlak dokunulamayan devredilemeyen ve vazgeçilemeyen olduğunu söyleyebilirim. Bu cüreti kendimde görebilirim. Buna rağmen mütevazı bir tanım yapmaktan ileri gitmeyeceğim.
Öyleyse özgürlük ne olabilir? Bağımsız olmak mı (Kimden bağımsız)? Bence özgürlük herhangi bir yetkeye bağlı olmama (yani bağımsız olmaktan) halinden çok, müstakilen hareket edebilme yetisidir. Zira hudutsuz bir gökyüzü tasavvuruna sahip olan ben bu sözcüğe bir tanım verirken otoriteyi de işin içine katmak doğru gözükmüyor. Evet otorite fikrine karşı çıkıyorum. Bu yüzden özgürlük sözcüğünü "müstakilen hareket edebilmek" ya da "kendi başına olmak hali" olarak tanımlıyorum. Tabi bu söylediklerime itirazlar yükseliyor: her şey zıttıyla kaim olur. Buna ne demeli?
Özgürlüğün etrafında dolaşıp durdum. Şimdi direnmeye dair de birşeyler söylemek gerekiyor.
Özgürlük İçin Direnmek
anlatılan benim hikayemdir - de ego fabula narratur
Hayatımın önemli bir bölümü silahlı kuvvetlerde yani dikenli tellerin içinde ve en önemli dönemi de fetullahçıların baskı zulüm ve işkenceyle yönettiği harp okulunda geçti. Hatırlıyorum, günler bölmeler içinde yaşanırdı. O zaman için bir günün en önemli kazancı o gün bir kimseden laf işitmemek ve ceza almamış olmaktı. İşte bu şekilde yatağa girilir ve gece nöbetiniz de yoksa kendinizi hayallere bırakabilirdiniz, benim için bu çokluk dalga seslerinin eşlik ettiği bir sahil manzarası, nemli rüzgarda seyir yapılan bir yelkenlinin küpeştesi olurdu ya da -her ne demekse- bir yaz gecesi rüyası olurdu. Direnmek hayal kurmaktı.
Bazı günler, yani baskının ve korkunun aramızda salgın bir hastalık gibi yayıldığı o günler, yapacağımız tek şey, yöntem olarak- direnmek şairin deyimiyle susmak ve beklemekti. Üzerimizdeki mutlak kuvvet herşeye kabilse de zamanı durdurmayı beceremiyordu çünkü.
Tüm hareketlerimizin izlendiği konuşmalarımızın dinlendiği ve türlü iftiralarla sindirildiğimiz o günlerde direnmek aklına ve bedenine sahip olmaktı. Dayanışmaydı. Şüpheyle baktığımız fakat bir türlü aleniyet kazanmayan jurnalcilere rağmen okulda varlığını sürdürmekti.
Direnmek bir çoğumuz için Atatürk' ün Samsun' a çıktığı o gündü. Cengiz TOPEL' in işkenceye rağmen davasını ele vermediği esaretiydi. Kimilerimiz içinse direnmek Ahmed Arif' in "dayan kitap ile/ dayan iş ile/ tırnak ile/ diş ile/ umut ile/ sevda ile/ düş ile/ dayan rüsva etme beni" Ataol Behramoğlu'nun "yıkılma sakın geçerken günler/ yaralayarak gençliğini/ onurlu, güzel geleceklerin/ biziz habercileri düşün ki/ Ve halkın bağrında bir inci gibi/ büyüyüp gelişmektedir zafer" ve yine "bir gün mutlaka yeneceğiz ey italatçılar ey ihracatçılar ey şeyhülislam/ Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz" dizelerinde anlamlanıyordu. Direnmek direnişin şairi Eluard'ın aslında sevgilisine yazdığı fakat sonradan sözleri özgürlükle değiştirilen dizelerinde Zülfü Livanelinin seslendirdiği şarkıda hayat buluyordu.
Bugüne Dair
Yazı esasında bireysel bir mücadeleye yönelikti ancak 19 Martı takip eden süreçte yaşadıklarımız bu yazıya küçük bir ek yapmamı gerektirdi.
Rousseau, her insan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur diyor. Ayağındaki prangaları ve zincirleri kıran ve nihayet müstakil bir hayat süren bendeniz özgür olduğumu hissetmiyorum. Çünkü kendimi içinde yaşadığım toplumdan ayrı göremiyorum. Söylemek gerekir ki bugün halkımız bir esaret altındadır; ülkemiz bir işgal altındadır. Bugün iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini müstevlilerin şahsi menfaatleriyle tevdit etmiş görünüyor. Tabii, bir söz söylemek bu aşamada beyhudedir. Yeterince söz söylenmiştir. Öyleyse yine bugün, fikirleri eyleme tahvil etmek gerekiyor. En sonunda, sokağa çıkmak özgürlük fikrini sokağa taşımak gerekiyor.
( Franco' ya karşı savaşan Federico Garcia Lorca' nın portakalları ve Roland Barthes' in söyleme mecburiyetine Özgürlük Üzerine II' de yer verebilirim. )
Yorumlar
Yorum Gönder